Hz. İsa (aleyhisselâm) - 1. Bölüm

Hz. İsa (aleyhisselâm) - 1. Bölüm

Güneş batı ufkuna doğru kaymaya başladı.

Hafif bir meltem, elma ağaçları ve portakal çiçeklerinin arasında raksetmeye durdu. Birdenbire ağaçlardan dalga dalga bayıltan mis kokular yayılmaya başladı. Asıl hedefleri Hz. Meryem’in mabetteki odasıydı. Mis kokular açık vaziyette duran pencereden içeri girip her tarafı sarınca, oracıkta sessiz sedasız, derin bir huzur içinde namaz kılan genç kızı gördüler.

Öyle güzel namaz kılıyordu ki... Dayanamadılar ve çevresinde dans etmeye başladılar. Namazın o eşsiz ikliminde kuşlar gibi uçan Hz. Meryem, odasının ıtır kokusuyla dolduğunu görünce, tebessüm etti. Tabiat ona selâm veriyordu belli ki.

Ciğerlerini dolduruncaya kadar derin bir nefes aldı. Ne güzel! diye geçirdi içinden. Sonra bu güzelliklerin kaynağı olan Güzeller Güzeli Allah’a şükretmek için yeniden namaza döndü. Öyle güzeldi ki duruşu, kendini ibadete verişi, samimiyeti... O hâliyle gökten inmiş bir meleği andırıyordu.

O sırada bir kanarya kondu Hz. Meryem’in penceresine. Ufacık gagasını güneşe doğru kaldırarak kanatlarını çırptı. Odanın önündeki havuzda yaptığı banyo sonrasında tüylerinden su zerrecikleri saçıldı etrafa. Hz. Meryem, mabedin dışındaki iki büyük kaya arasında bitiveren gül ağacını sulamadığını hatırladı. Namazını bitirir bitirmez gül ağacına doğru yöneldi.

Kapıdan çıkmamıştı ki meleklerin seslerini işitti:

- Ey Meryem... Allah seni seçti. İçini dışını her türlü kirden temizledi ve bütün dünya kadınlarından üstün kıldı.

Hz. Meryem durakladı, yüzüne hafif bir solgunluk düştü. Odanın her köşesi meleklerin sözleriyle parlamaya başladı. Bu öyle bir ışıktı ki güneş bile onun yanında sönmüş bir mum gibi duruyordu.

Meryem son günlerde hem ruhunda hem de vücudunda büyük bir değişimin meydana geldiğini hissediyordu. Yüzündeki değişimi gözlemlemek için aynası yoktu belki. Fakat gençlik kanının yavaş yavaş vücudundan çekildiğini ve yerini daha asil, daha temiz bir renge bıraktığını görüyordu. Evet, yüzündeki solukluğu göremiyordu ama hissediyordu. Bedeni zayıflamıştı, fakat ruhu... Ruhu olağanüstü bir güce erişmişti. Öyle ki bedeni zayıfladıkça ruhunun gücüne güç geliyordu.

Kuşkusuz bu güzelliklerin kaynağı Allah’tı. Hz. Meryem bu bilinçle tevazu kanatlarını gerdikçe gerdi. Duruşunda, bakışlarında ayrı bir asalet, ağırbaşlılık ve heybet vardı. Meleklerin, zayıf omuzlarına yüklediği büyük sorumluluğu bütün ağırlığıyla hissetti. Meryem’in kalbinde ve kafasında bu düşünceler uçuşurken odanın her tarafında meleklerin sesi yankılanıyordu:

- Ey Meryem... Allah seni özene bezene yarattı. Her türlü kirden arındırdı ve bütün kadınlar arasından seni seçti…

Hz. Meryem işittiği bu birkaç sözcükle Allah’ın kendisini her türlü kötülükten arındırdığını ve kadınlık dünyasının başına seçtiğini anladı. Hem bu zamanın hem de henüz yaratılmamış olan zamanların başına. Artık o, hem dünya, hem de Âhiret âleminin en büyük kadınıydı. Melekler tekrar seslendiler ona:

- Ey Meryem! Bütün benliğinle kendini Rabbine ada, secde et, Allah karşısında bel kırıp boyun eğen salih kullar arasında olmaya devam et.

Meleklerin müjdesi Allah’a olan saygısını, sevgisini ve kulluk bilincini artırmıştı. Hz. Meryem öyle heyecanlanmıştı ki gül ağacını unutmuş ve tekrar namaza dalmıştı.

Bu kez vücudunda herhangi bir yorgunluk, zayıflık hissetmiyordu. Odasındaki yalnızlığını da unutmuştu. Yüreği, sanki dev güneş topunu kucaklıyor; saç telleri, çayırların üzerine yağan çiğ tanelerini yudumluyordu. Ruhunda öyle bir genişleme olmuştu ki bütün varlık sanki içine dolmuştu.

Evet, vücudunun her zerresinde hayatın nabız atışlarını duyuyordu. Şimdi, elma ağaçlarının dal ve yaprakları arasında yürüyen hayat özü onun damarlarında da yürüyordu. Dünyadaki bütün masum çocukların gözyaşları, ibadetin o büyüleyen atmosferinde kendinden geçmiş genç kızın gözlerinden damla damla akıyordu. O damlacıklarda bembeyaz sütün temizliği, meltemin yumuşaklığı ve insanlığın hüzünleri gizliydi.

Nevzat Savaş