Hz. İsa(aleyhisselâm) - 2.Bölüm

Hz. İsa(aleyhisselâm) - 2.Bölüm

Hz. Meryem’in yüreği, ona yakında büyük sürprizlerle kar­şıla­şacağını söylüyordu. Aslında bu tür duyguları üstü kapalı bir şekilde birkaç günden beri hissediyordu. Şimdi ise her şey o kadar netti ki…

Güneş, dinlenmek için kendi yatağına çekilince gece uya­nıverdi. Ay ise gökyüzünde, etrafını bir ışık hâlesi gibi saran bembeyaz bulutların ortasındaki gümüş tahtına bir sultan edasıyla kuruldu.

Ayın ışıkları gece yarısından sonra Hz. Meryem’in odasına süzüldüklerinde onu hâlâ namaz kılarken buldular. Hz. Meryem namazını bitirdikten sonra gül ağacını hatırladı. Bir kabın içine bir miktar su koyup dışarı çıktı.

Gül ağacı, mabedin birkaç adım ötesindeki iki dev ka­yanın arasında bitmişti. Orası Hz. Meryem’in özel ibadet yeri olduğu için yabancı insanlara kapalıydı.

Gül ağacını suladıktan sonra, kabı bir kenara koyup iki gece içinde iki kat uzayıp büyüyen bu garip ağacı hayretler içinde seyretmeye koyuldu. Ansızın kulağına ayak sesleri gelmeye başladı. Ne tuhaf... Çakılların, toprağın ve otların üzerinde ayak sesleri..

Bir anda kalbini müthiş bir korku tufanı sarmıştı. Belli ki yalnız değildi. Telâşlı gözlerle etrafına bakındı. Kimsecikler yoktu.

Neden sonra gözleri karanlığa alışınca, ay ışığının altında oracıkta duran gölgeyi gördü. Aman Allahım!.. Kimdi bu adam? Vücudunu hafif bir titreme aldı. Ürkmüştü.

Yerdeki gölgeyi görünce hayreti büsbütün arttı. Çünkü normal şartlar içinde adamın gölgesinin olmaması gere­kiyordu. Ay ışığının altındaydı ve arkasında da herhangi bir lâmba yoktu. Kendi kendine “Orada duran kim acaba?” diye sordu.

Yabancının yüzünü görünce korkusu daha da arttı. Bu adamı daha önce hiç görmemişti. Üstelik yüzü.. yüzü dolun­ayın parlak çehresinden daha parlaktı. Gözlerinde belirgin bir asalet ve heybet, çehresinde muhteşem bir tevazu ve ağır­başlılık vardı. Bu kısa bakış sayesinde Hz. Meryem, adamın yüzün­de milyonlarca seneden beri Allah’a ibadet etmişliğin ifade­lerini okudu.

* * *

Hz. Meryem, karşısında duran o adamın kim olduğunu me­rak ediyordu. Onun düşüncelerini okudu yabancı ve:

- Selâm sana ey Meryem! diye söze başladı.

Hz. Meryem irkildi ve:

- Ben Rahman’a sığındım senden. Eğer Allah’tan korkup haramdan sakınan bir kimse isen çekil yanımdan!..

Kadınlık dünyasının en saf, en temiz, en iffetli kadınıydı. Hiç kimsenin girmeye cesaret edemediği onun gizli böl­mesine giren bu yabancının kötü bir niyeti olabilirdi. Sığınabileceği tek bir yer vardı. Allah...

Yabancı, güven veren bir tebessümle:

- Ben, dedi, Rabbinden sana gelen bir elçiyim. Sana ter­temiz bir erkek çocuk hediye etmek için geldim.

Yabancı, sözlerini bitirir bitirmez her tarafı muhteşem bir ışık dalgası sardı. Ne güneşin, ne ayın ne de lâmbalarımızda yak­tığımız ateşin ışığına benziyordu. Tuhaftı, harikaydı, göz ka­maştırıcıydı.

Biraz sonra her tarafı dolduran bu ışık tayfları yabancının etrafında toplanarak ufukları saracak kadar büyük ve yoğun kanatlar şeklini almaya başladı. Meryem kendinden geç­mişti. Bu hayret verici atmosferin ortasında, kafasında biraz önceki sözcükler yankılanıyordu... “Ben Rabinden sana gelen bir el­çiyim...”

Aman Allahım! Bu o idi. Evet o idi. Meleklerin en bü­yüğü Cebrâil’di (aleyhisselâm) karşısında kusursuz, mükemmel bir insan şeklinde duran...

Nevzat Savaş