Hz. İshak (aleyhisselâm)

Hz. İshak (aleyhisselâm)

Güneş tam tepedeydi. Vakit öğlen vaktiydi. Hz. İbrahim geniş halk kitleleri karşısında verdiği uzun vaazdan sonra evinin önünde oturmuş uzaklarda bıraktığı biricik evlâdı İsmail’i düşünüyordu. Ne imtihanlardan geçmişlerdi ikisi de. Çölde onu annesiyle yapayalnız bırakması... gördüğü rüya... gökten inen koç ve bayram...

Yüreğinde Allah’a karşı inanılmaz bir aşk, vefa ve saygı vardı. Gecelerini ibadet ve dualarla geçirmesine rağmen hâlâ onun hakkını eda etmediğine inanıyordu. Üzerine yağdırdığı nimetler ne kadar çoktu. Yine İsmail düştü içine. Evlât sevgisi bir başkadır baba yüreği için. Hele bu yürek Hz. İbrahim gibi büyük bir insanın yüreği olursa...

Tam o sırada yeryüzüne üç melek indi. Üçü de insan suretine bürünmüşlerdi. Üç gökçek yüzlü güzel insan... Cebrâil (aleyhisselâm), İsrâfil (aleyhisselâm) ve Mikâil (aleyhisselâm). Bir görev için inmişlerdi yere. Hz. İbrahim’i ziyaret ve Hz. Lût’un kavmini helâk etmek.

Sessizce yürüdüler. Hz. İbrahim’in önüne gelince durdular. Başını kaldırıp baktı onlara, fakat hiçbirisini tanıyamadı. Ona selâm verdiler. O da ayağa kalkıp onların selâmlarını tebessüm ederek aldı. Onları evine davet etti. Yüzlerinde bir sır vardı bu misafirlerin, bir tuhaflık, bir gariplik... Onları oturttuktan sonra Sâre validemizin yanına girdi. Saçlarına aklar düşmüş, iyice yaşlanmıştı. Gözlerinde sadece imanın nuru parlıyordu. Hz. İbrahim ona:

- Üç yabancı misafirimiz var, dedi.

- Hoş gelmişler, nereden, kim olurlar?

- İlk defa görüyorum. Uzak bir ülkeden gelmiş olmalılar. Gerçi ne elbiseleri, ne yüz ifadeleri uzaktan geldiklerini gösteriyor. Yiyeceğimiz var mı?

- Kızarmış yarım bir kuzu var...

- Yarım kuzu mu? Bu az, sen onlara semiz bir sığır kestir ve pişir. Bu insanlar yabancı. Ne yiyecekleri, ne binekleri, ne eşyaları var beraberlerinde. Belli ki fakir insanlar ya da yolda kalmış. Hem fazlasıyla acıkmışlardır.

Biraz sonra yemek pişmiş, sofra hazırlanmıştı. Sâre validemiz sofranın tam orta yerine kızarmış eti koymuş bir kenara çekilmişti. Hz. İbrahim sofraya oturup misafirleri davet etti. Hep birlikte sofraya oturdular. Fakat yemiyorlardı. Bunu gören Hz. İbrahim önce şaşırdı. Kimdi bu tuhaf insanlar? Ne istiyorlardı? Niçin gelmişlerdi? Neden yemiyorlardı? Kötü bir niyetle gelmiş olabilirler miydi? Baştan başa her hâlleriye bir sır yumağıydılar zaten.

Melekler Hz. İbrahim’in zihninden geçenleri okuyorlardı. Biraz sonra tebessüm ederek:

- Korkma, dediler. Biz meleğiz, biz yemek yemeyiz. Sana bir müjde vermek için geldik. Bir çocuğun olacak. İsmi İshak. O bir peygamber. Onun da Yakup isminde bir çocuğu doğacak ve o da peygamber olacak.

Sâre validemiz, bunu duyunca hayret ve sevinçten ne yapacağını şaşırdı. Dehşet içinde iki elini yanaklarına vurarak haykırdı:

- Aman Allahım! Bu yaşımda doğum mu yapacağım! Ben yaşlıyım, kocam da yaşlı. Nasıl olur?

Melekler ona:

- Allah’ın emri bu. Şaşırma. Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerine olsun...

Allah Sâre validemize imanının, sabrının ve Hz. İbrahim’e sadakatinin mükâfatı olarak bir evlât veriyordu. İsmail’e kardeş olacak bir evlât… İçindeki evlât özlemini dindirecek bir ciğer pare. Hayatı boyunca ne kadar istemişti kocasına bir evlât vermeyi.

Kocasının çocuk özlemini gidermek için çok sevdiği hizmetçisi Hz. Hacer’i kocasıyla evlendirmiş, ondan da Hz. İsmail doğmuştu. Hz. İsmail’le yatıştırıyordu içindeki evlât hasretini. Ama çok geçmeden Hz. İsmail de, annesi de uzaklara uçup gitmişler ve kendisi yine yalnız kalmıştı. Sabırla karşılamıştı kaderini Hz. Sâre anamız. Sonunda Allah ona bir evlâdın müjdesini vermişti. Bir mûcizeydi Hz. İshak’ın doğumu.

Hz. İshak, babası Hz. İbrahim’in ellerinde yetişti. Vahyin üfül üfül estiği, meleklerin gelip gittiği bir evdi onların evi. İlâhi ilim ve hikmet damarlarına işlemişti onun. Ve bir gün peygamberlik görevi verildi ona.

Hayatı boyunca Allah’ı anlattı dört bir yanda ve kendini Allah’a adadı. Tıpkı babası gibi. Tıpkı ağabeyi İsmail (aleyhisselâm) gibi. Bunun karşılığında da Allah, onun soyundan birçok peygamber gönderdi. Hz. Yakup’un doğum müjdesini melekler vermişti. Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Yahya, Hz. Zekeriya (aleyhimüsselâm) gibi peygamberlerin hepsi de Hz. İshak’ın soyundan geleceklerdi.

Nevzat Savaş