Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) - 7. Bölüm

Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) - 7. Bölüm

İki dost beraberce evden çıktılar. İki Cihan Serveri (aleyhissalâtu vesselâm), kapının önünde kendilerini bekleyen Burak’ı gördü. Kartal kanatları gibi kanatları olan nurdan bir varlıktı. Burak, önce Allah Resûlü’ne selâm verdi, sonra binmesi için eğildi. İkisi de bindikten sonra Burak uçtu. Işıktan bir ok gibi uçtu. Mekke’nin dağlarını, Arap Yarımadası’nın çöllerini aşarak kuzeye yöneldi.

Işık hızından milyonlarca kat daha hızlı uçan bu binekten inen Allah Resûlü, Cebrâil’le beraber Kudüs’e girdi. Mescidde, bütün peygamberlerin kendisini beklediğini gördü. Evet, Hz. Âdem’den, Hz. İbrahim’e, Hz. Nuh’tan Hz. İsa’ya kadar bütün Peygamber Efendilerimiz (aleyhimüsselâm).

Melekler O’na iki kap sundular. Birinde süt, diğerinde şarap vardı. Allah Resûlü sütü tercih edince Cebrâil (aleyhisselâm) O’na:

- Sen temiz fıtratı seçtin. Ümmetin de temiz fıtratı seçecek, dedi.

Peygamberler (aleyhimüsselâm) O’nu görünce selâm verip yol açtılar. Allah Resûlü, Cebrâil’e baktı. Cebrâil O’na:

- Allah, peygamberlere imam olmanı emrediyor, dedi.

Nebiler Nebisi mihraba geçti ve bütün peygamberlere imam oldu. İmam ne muhteşem bir imam, cemaat ne harika bir cemaatti... Melekler Kudüs’te kılınan o namazı hayranlıkla seyretti. Allah Resûlü namazda kendisine indirilen son kutsal kitap Kur’ân-ı Kerim’den âyetler okudu. Okudukça coştu, coştukça ağladı.. ağladıkça arkasındaki yıldızlar topluluğu cemaatini de ağlattı. O da laf mı? O esnada bütün kâinat ağladı. Efendiler Efendisi secdeye kapanınca peygamberler de secdeye kapandılar... Onlarla birlikte ağaçlar, dağlar, hayvanlar, gökteki yıldızlar...

Namaz bitince peygamberler teker teker kayboldular. Peygamber Efendimiz de Cebrâil’le (aleyhisselâm) beraber mescitten çıkıp Buraka bindi. Burak ışıktan bir ok gibi yükseklere daha yükseklere uçmaya başladı.

Birinci semada Allah Resûlü insanlığın atası Âdem’le (aleyhisselâm) görüştü. Âlemlerin Rabbi, Cebrâil’e (aleyhisselâm):

- Kulum daha yukarılara çıksın... diye seslendi.

O da yükseldi... Üst üste semaları aştı. Mekânı aştıkça makamı da yükseldi. Yücelerden Yüce Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkmağa hazırlanıyordu. Onun ruhi yükselişinin yanında Burak’ın hızı çok hafif kalıyordu. Âdem’in (aleyhisselâm) ruhi mertebesini de geçmişti. İkinci semada Hz. İsa ve Hz. Yahya peygamberler vardı. Onlara selâm verdi. Biraz sonra Allah’ın nidası işitildi:

- Kulum daha yukarılara çıksın...

Allah Resûlü yükseldi... Üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci semalara çıktı. Madde-mânâ, öz-şekil anlamında bütün kâinatı aştı. Dünya semasında aya, güneşe, yıldızlara uğramıştı. Onlar gerilerde hem de çok gerilerde kalmıştı, milyarlarca ışık yılı arkada...

Sonunda Allah’ın Sidretü’l-Müntehâ adını verdiği, varlık ağacının bulunduğu yere geldi. Deyim yerindeyse bütün kâinatın gelip dayandığı köke vardı, kaynağa ulaştı. Sidretü’l-Müntehâ’nın yanı başında Me’vâ Cenneti’nin harikalarını gördü. Biraz sonra Cennet ve Cehennem’in Rabbi nida etti:

- Kulum daha yukarılara çıksın...

Kâinatın Efendisi yükseldi. Bir ara yan tarafına baktı. Cebrâil yoktu. Arkasına döndüğünde ise Cebrâil (aleyhisselâm) gerçek suretiyle oracıkta duruyordu. O ne muhteşem bir manzaraydı.. ne harika bir duruştu…

Kâinatın Sultanı yükselişine devam etti. Nihayet bütün varlıkların Rabbi Hz. Allah’ın huzuruna çıktı...

.................

Orada... Allah Resûlü, Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda durup İlâhi Kelâmı dinlemeye başladı. Âlemlerin Rabbi:

- Allah ve melekler Peygambere selâm eder, buyurdu.

Allah Resûlü secdeye kapandı. Sevinçten ağlıyordu. Yaralı kalbindeki bütün hüzünler silinmiş, yerlerine derin bir huzur ve tarifi imkânsız bir mutluluk gelmişti. Orada, Allah, Nebiler Sultanı’na ve ümmetine namazı farz kıldı. Zamandan mekândan münezzeh bir şekilde tecelli ettiği o makamda Allah şöyle buyurdu:

- Ey Muhammed, sen ve ümmetin günde beş vakit namaz kılacaksınız...

Kuşkusuz bu muazzam bir nimetti. İnsanlar günde beş defa Allah’ın huzuruna çıkabileceklerdi. Günde beş kez Allah’la vasıtasız, doğrudan doğruya konuşabileceklerdi. Namaz ne muhteşem bir nimetti!.. Anlamı da büyüktü. Çünkü Allah Resûlünün ifadesiyle namaz mü’minin miracıydı. Nebiler Nebisinin ruh ve bedeniyle semalar ötesine gerçekleştirdiği seyahati, Müslümanlar ruhlarıyla her gün beş defa gerçekleştirebileceklerdi.

Orada Allah Resûlü, gözün görmediği, kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hayalinden geçmesi mümkün olmayan şeyler gördü. Gördüklerini sözcüklerin ifade etmesi imkânsız... Orada Allah, Habibiyle vasıtasız bir şekilde, doğrudan doğruya konuştu.

Bu muazzam görüşmeden sonra Allah Resûlü Burak’a bindi ve tekrar yeryüzüne döndü... Odasındaki yatağına dokunduğunda hâlâ sıcaktı. Gözlerini kapadı ve derin bir uykuya daldı. Kalbinde tarifi imkânsız sevinç esintileri… Ruhunda Cennet ehlinin huzuruna denk bir huzur atmosferi...

Nevzat Savaş