Hz. Musa (aleyhisselâm) - 1. Bölüm

Hz. Musa (aleyhisselâm) - 1. Bölüm

Yakup (aleyhisselâm) ailesiyle birlikte Mısır’a gidince orada ikamet etmeye karar verdi. Hz. Yakup’un bir diğer ismi İsrail’di. Yani Allah’ın kulu. Bu yüzden çocuklarına İsrailoğulları deniliyordu. Son demleri gelip ölüm döşeğine yattığında çocuklarını çağırdı ve sordu:

- Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?

Dünyaya veda ediyordu. Ruhu biraz sonra melekler gibi kanatlanıp Allah’a kavuşacaktı. Belki bir cümle söyleyecek kadar süresi kalmıştı ve Hz. Yakup bu süreyi çocuklarına kendisinden sonra kime ibadet edeceklerini sorarak değerlendirmişti. Bir peygamber bu ideal için yaşar ve bu idealle Rabbine kavuşur. Çocukları cevap verdiler:

- Senin Rabbine. O Rab ki, senin ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın da Rabbidir. O birdir, tektir ve biz bütün benliğimizle O’na teslimiz.

Yakup (aleyhisselâm) gönül huzuru içinde ruhunu teslim etti. Vasiyeti Filistin topraklarında defnedilmekti. Evlâtları onu Filistine götürüp defnettikten sonra tekrar Mısır’a dönerek Hz. Yusuf’un gölgesinde yaşamayı seçtiler. Mısır’ın bolluk ve bereketi onlara cazip gelmişti. Evlendiler, çoluk çocuk sahibi oldular ve sayıları gün geçtikçe çoğaldı.

Seneler seneleri kovalayıp durdu...

Babalar, çocuklar, torunlar, torunların torunları... Nüfusları oldukça artmıştı. Hz. Yakup’un öğretilerini unutmuşlardı. Allah’a ibadet edenlerin sayısı da yok denecek kadar azalmıştı. Bunun üzerine Allah onların başına zalim bir hükümdar olan Firavun’u musallat etti. Firavun onlara ne büyük acılar yaşattı... Aslında Allah, işledikleri günahlardan ötürü bir yandan onları cezalandırıyor, diğer yandan da imtihan ediyordu.

Mısır’a yaptığı büyük hizmetlerden dolayı Yusuf’u (aleyhisselâm) takdir eden iyi kalpli kral gitmiş, yerine Hz. Yusuf’u da, iyiliklerini de tanımayan zorba bir Firavun gelmişti. Irkçı bir insandı. Kendi ailesini lüks içinde yaşatırken, İsrailoğullarını köle gibi kullanıyordu. En ağır işleri onlara yaptırıyor, karşı çıkanları öldürüyordu. İlâh olduğunu iddia ediyordu. İsrailoğulları da özlerini unutmuşlardı. Hz. Yakup’a (aleyhisselâm) verdikleri sözü tutmamışlardı. Birçoğu Mısırlıların taptıkları ilâhlara tapıyorlardı. Kölelik ruhu kanlarına işlemişti. Birbirlerine ihanet ediyorlardı. Para, altın ve şahsi menfaatleri için işlemeyecekleri kötülük yoktu.

Bir gün... Kâhinler Firavun’un huzuruna çok önemli bir kehaneti bildirmek için çıktılar. Ülkenin ve Firavun’un geleceğiyle ilgili korkunç bir kehanet… Firavun, kâhinlerin ağzından dökülen sözcükleri duyunca irkilmişti. Kan beynine sıçramıştı. Öfkeden çıldıracak hâle gelmişti. Kâhinlerin dediğine göre İsrailoğulları arasında doğacak bir çocuk, gelecekte onun saltanatını yerle bir edecekti.

Firavun bir çare düşündü. Gerçekten de gün geçtikçe İsrailoğullarının sayısı artıyordu. Gerçi yöneticiler ve gücü elinde bulunduran insanlar, onları köle olarak kullanıyorlardı, fakat hiçbirisinin aklına, bir gün aralarından çıkacak bir gencin hükümdarlıklarına son verecebileceği gelmemişti. Firavun hiddetle ayağa kalktı ve tüyler ürperten şu emri verdi:

- İsrailoğulları arasında yeni doğan her bebeği öldürün...

Hamile analar için korkulu günler başlamıştı. Bir erkek çocuk doğurmak herkesin en güzel rüyası iken şimdi en büyük kâbusu olmuştu. Askerler, doğan bebeklere hemen el koyuyor ve annelerinin gözleri önünde öldürüyorlardı. Sokaklar acımasızca öldürülen bebek iniltileriyle, evler anaların çığlıklarıyla sarsılıyordu. Kalın bir matem ve korku havası vardı İsrailoğullarının yaşadığı mahallelerde.

Aynı günlerde, İsrailoğullarının mü’min bir ailesinde bir bebek dünyaya geldi. Gelecekte Firavun’un saltanatını yerle bir edecek insan. Musa (aleyhisselâm)...

Annesi ne korkularla titremişti bebeğini öldürecekler diye. Kimse görmesin diye onu gizlice emziriyordu. Derken mübarek bir gecede Allah annenin kalbine şöyle ilham etti:

- Bebeğinin hayatı için endişelendiğin vakit onu denize bırak, korkma, üzülme... Biz onu tekrar sana geri getireceğiz, üstelik onu peygamberlikle şereflendireceğiz.

İlham biter bitmez annenin korkuları dindi. Merhamet yüklü sese itaat etti. Çevresindekilerden Musa (aleyhisselâm) için ufak bir sandık yapmalarını istedi. Onu son bir defa emzirdikten sonra sandığa koydu. Nil Nehri’nin kıyısına gitti ve yavrusunu sakin bir şekilde akan sulara bıraktı.

Ana yüreği -ki o yeryüzünün en şefkatli yüreğidir- yavrusunu nehir sularına bırakırken hüzünle doluyordu. Fakat biliyordu ki Allah’ın merhameti kalbindeki merhametten çok daha geniştir. Elbette Allah, Hz. Musa’yı annesinin sevdiğinden daha çok sever. Nihayet yavrusunu Nil Nehri’ne bırakmasını emreden yine Allah’tı. Hem Hz. Musa’nın hem de Nil’in Rabbi Allah.

Sandık, nehrin sularıyla buluşur buluşmaz Allah dalgalara sakin ve şefkatli olmalarını emretti. Çünkü üzerinde taşıdığı bu bebek ileride büyük bir peygamber olacaktı. Sonsuz kudret sahibi Yüce Allah daha önce ateşe, Hz. İbrahim’i yakmamasını, aksine onu serinletmesini emretmişti. Şimdi ise benzer bir emri Nil Nehri’ne veriyordu. Musa’yı (aleyhisselâm) sükûnetle, rahatsız etmeden taşıyacak ve onu Firavun’un sarayına götürecekti.

Ve Nil, ilâhi emre aynen uydu. Sular o aziz sandığı, içindeki mübarek bebekle birlikte Firavun’un sarayına kadar götürdüler.

Nevzat Savaş