Hz. Musa (aleyhisselâm) - 2. Bölüm

Hz. Musa (aleyhisselâm) - 2. Bölüm

Sabah olmuştu.

O gün güneş her zamanki gibi ışıklarını Firavun’un sarayına göndermişti. Firavun’un hanımı sabah yürüyüşünü yapmak üzere sarayın bahçesinde geziniyordu. Bugün onu her zamankinden daha fazla uzağa gitmeye iten sebebin ne olduğunu bilmeden Âsiye validemiz yürüdü yürüdü.

Firavun’un karısı kocasından çok farklıydı. Firavun Allah’ı inkâr ediyordu, oysa karısı mü’mindi. Firavun acımasızdı, hâlbuki karısının kalbi merhametle doluydu. Firavun zalimdi, karısı ise yumuşak ve iyi kalpliydi. Fakat yüzünde silinmeyen bir hüznün izleri vardı. O güne kadar çocuğu olmamıştı. Sevgiyle kucaklayıp, şefkatle büyüteceği bir oğlu olmasını ne kadar arzu etmişti...

Yemyeşil bahçenin nehirle buluştuğu yere gelince, Firavun’un karısı birdenbire kendisini bir sandıkla karşı karşıya buldu. Hayretler içinde:

- Ne garip bir sandık bu! İçinde ne var acaba? dedi.

Hizmetçilerine derhal sandığı getirmelerini söyledi. Kapak açıldığında sevimli yüzü pırıl pırıl parlayan Musa’yı (aleyhisselâm) gördü. Böyle ay yüzlü bir bebeği sulara kim bırakmış olabilirdi? Firavun’un zulmünden korkan bir ana yüreği mi acaba? Âsiye validemiz, yüreğinin şefkatle titrediğini hissetti. Musa’yı kendi öz çocuğuymuş gibi sevmişti. Gözyaşlarını tutamayıp ağladı. Sonra mübarek bebeği kucağına aldı; kokladı, öptü... Öperken yüzünü gözyaşlarıyla yıkadı. Birdenbire Musa (aleyhisselâm) uyandı ve ağlamaya başladı. Karnı açtı ve sabah sütünü ona verecek bir anneye ihtiyacı vardı. Durmadan ağlıyordu.

Bu sırada Firavun kahvaltısını yapmak üzere sofraya oturmuş karısının gelmesini bekliyordu. Fakat karısı bir türlü gelmek bilmiyordu. Öfkeyle onu aramaya çıktı. Biraz sonra kendisine doğru gelen karısıyla karşılaştı. Hayret dolu bakışlarla baktı ona. Kucağındaki bebeğe bir taraftan öpücükler yağdırıyor, diğer taraftan ağlıyordu.

Firavun şaşkınlıkla bebeğin nereden geldiğini sordu. Nehrin kıyısına vurmuş bir sandığın içinde bulduklarını söyleyince Firavun:

- İsrailoğullarının yeni doğmuş bebeklerinden birisidir mutlaka. Bu bebeğin ölü olması gerekmiyor muydu? diye çıkıştı.

Karısı, Musa’yı sıkıca bağrına basarak şöyle bağırdı:

- Hayır, bu bebek hem benim hem de senin için göz aydınlığı, mutluluk vesilesi olur belki. Ne olur onu öldürmeyin. Kim bilir belki büyüyünce bize faydası dokunur, hattâ onu evlât bile edinebiliriz.

Firavun, nehir kıyısında bulunan bir bebeği karısının bu şekilde bağrına basması ve sevmesi karşısında şaşkına dönmüştü. Şaşkınlığını bir kat daha arttıran şey karısının sevinçten ağlamasıydı. Oysa daha önce onu sevinçten ağlarken hiç görmemişti. Eşinin bebeğe sanki öz oğluymuş gibi bağlandığını görünce kendi kendine “Herhalde çocuk doğuramıyor olmak onu fazlasıyla etkiledi ve şimdi bu çocuğu istiyor.” diye düşündü.

Nihayet Firavun karısının isteğini kabul etti ve bebeği sarayda büyütmesine izin verdi. Biraz sonra karısının yüzünün sevinçle parladığını gördü. Kendisini daha önce hiç böylesine mutlu görmemişti. Onu sevindirmek için türlü türlü hediyeler, mücevherler, köleler getirmiş, fakat yüzünde tebessümün izine bile rastlamamıştı.

Küçük Musa tekrar ağlamaya başlayınca kraliçe onun aç olduğunu hatırladı. Firavun’a dönerek:

- Bebeğim aç, dedi. Bunun üzerine Firavun etrafındakilere:

- Süt anneleri getirin, diye emir verdi.

Saraydaki süt annelerden birisi bebeği kucağına alıp emzirmek isteyince Musa (aleyhisselâm) emmeyi reddetti. Firavun bağırdı:

- Derhal başka bir süt anne getirin.

İkincisi, üçüncüsü... onuncusu geldi, fakat Musa (aleyhisselâm) hiçbirisinin memesini almak istemiyor, ağlıyordu. Bebeğin ağlamasının kesilmediğini gören kraliçe ümitsizlik içinde ağlamaya başladı. Ne yapacağını bilmiyordu.

Nevzat Savaş