Hz. ŞUAYB (A.S)

Hz. ŞUAYB (A.S)

"Medyen (Jıalhna da) kardeşlen Şuayb 'ı (Peygamber ola­rak gönderdik.): 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur..." (A'râf: 7/85)

Hz. Şuayb (a.s)'ın Kur'an'da Zikredilmesi:

Hz. Şuayb (a.s)'ın ismi, Kur'ân-ı Kerîm'de; A'râf, Hûd, Şuarâ ve Ankebût Surelerinin çeşitli yerlerinde on defa geç­mektedir.[1]

Yüce Allah, Hz. Şuayb (a.s)'ı, Medyen halkına Peygamber olarak göndermiştir. Onlara, Ashabı Eyke (Eyke Halkı)'de de­nilir. Çünkü Yüce Allah, bununla ilgili olarak şöyle buyurmak­tadır:

" 'Eyke halkı'da, (kendilerine gönderilen)peygamberleri yalancılıkla itham etti. Hani Şuayb, onlara: '(Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?' demişti. [2]

Bazı Tefsircilerin kaydettiğine göre;[3] Eyke halkı, Medyen halkından başka bir kavimdi. Allah, onlara; Medyen halkı helak olduktan sonra Hz. Şuayb (a.s)'ı Peygamber olarak göndermişti. Onlar da, Hz. Şuayb (a.s)'ı yalanlamışlardı. Bu­nun üzerine bulutlu bir günde, ilahi azab, onları yakalamıştı.

Doğru olan görüş; Medyen halkının, Eyke halkıyla aynı olduğu ile ilgili görüştür. Çünkü Şuarâ Sûresinde;[4] Eyke Halkının, ölçüyü ve tartıyı eksik ölçüp tarttıkları anlatılmıştır. Bu ise, Medyen halkının Özelliğidir. Bundan dolayı da-Medyen halkı, Eyke halkı diye adlandırılmıştır. Çünkü (oraya) Eyke (denmesi), içerisinde ağaçların bol olduğu yeşillikli bir yer olmasındandır. Onlar orada hem ticaret ve hem de ziraat işle­riyle uğraşırlardı. Arazilerinde, ağaçlar ve meyveler bol ve çoktu. Zengin bostanlara ve bahçelere sahiptiler. İşte bundan dolayı onlar, "Eyke Halkı" diye adlandırılmışlardır. [5]

Hz. Şuayb (a.s)'ın Soyu:

Hz. Şuayb (a.s)'ın soyu şu şekildedir: Mikail b. Yeşcür b. Medyen b. İbrahim'dir.

Medyen, Hz. İbrahim (a.s)'ın çocuklarından biridir... An­nesi, Hz. Lût (a.s)'m kızıdır. Allah, Hz. Şuayb (a.s )'ı; "Lût kavmi de (yakın bir zamanda helak oldukları için) sizden uzak değildir" (Hûd:11/89} sözünden dolayı Hz. Lût (a.s )'dan son­ra ve Hz Mû.sâ (a.s)'dan önce Peygamber olarak gönderilmiş­tir. Çünkü Yüce Allah, (A'râf Suresi'nde ) ilkönce Hz. Nuh'u, sonra Hz. Hûd'u, sonra Hz. Salih'i, sonra Lût ve sonrada Hz. Şuayb'ı anmış ve bunun peşi sıra şöyle buyurmuştur:

"(Adı geçen) bu peygamberlerden sonra Musa'yı, mucize­lerimizle Firavuna ve kavmine (Peygamber olarak) gönderdik.[6]

İşte bu ayet; Hz. Şuayb (a.s)'in, Hz. Mûsâ ile Hz. Ha­run'dan önce Peygamber olarak gönderildiğini göstermektedir.

Bazı tarihçiler, Hz. Şuayb (a.s)'ı, Hz. Musa'dan asırlarca sonra Peygamber olduğunu zannetmekle hata etmişlerdir. Çünkü bu görüş, az önce geçen (A'râf: 7/103) ayete ters düş­mektedir. Bunlar. Kuran-ı Kerim'de adı geçmeyen peygamber­lerden biri olan Şa'yâ (a.s) ile Hz. Şuayb (a.s)'ı birbirine karış­tırıp Şa'yâ (a.s)'ı Hz. Şuayb zannetmişlerdir. İşte hata buradan kaynaklanmaktadır. Bunu, bazı araştırmacı alimler nakletmişlerdir. [7]

Medyen Halkının Yurtlan Nerededir?:

Medyen halkı; Hicaz bölgesinin kuzey yönündeki Şam is­tikametinde ve Akabe körfezine yakın topraklarda yaşayan Arap bir kavimdi.

Taberî derki: Medyen ile Mısır arası, 8 gecelik[8] bir me­safedir. Anlaşılıyor ki, Medyen bugün "Maân" diye isimlen­dirilen yerdir. O yer, Filistin 'in güneyindedir.

Medyen halkı, Hz. İbrâhîm (a.s)'m oğullarından biri olan Medyen'e nispet edilmektedir. Bu isim, Tevrat'ta ise, "Med­yan" diye geçmektedir. Hz. İbrahim'in oğlu Medyen, bu kabile arasında yaşamış, onlarla akraba olmuş, sonra onlar arasında ailesi ve topluluğu çoğalmış ve bundan dolayı da onlara "Medyen halkı" denilmiş (ve bu isim zamanla bütün kabile için kullanılır olmuştur). [9]

Hz. Şuayb (a.s)'in Kavmine Yaptığı Davet:

Medyen halkı; ticaret ve ziraatla uğraşırlardı. Bu sebeple de çeşitli bolluklara ve nimetlere sahiptiler. Hz. İbrahim'den varis olan din üzere idiler. Fakat çok geçmeden dinlerini değiş­tirip Allah'ı inkar edip doğru yoldan saptılar. Bundan dolayı da aralarında çeşitli kötülükler yayıldı. Bunlardan birisi, ölçü ve tartılarda eksik ölçüp tartmalarıydı. İnsanların mallarının fiyatını düşürüp yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlardı.

Yüce Allah, onlara, (Peygamber olarak) Hz. Şuayb (a.s)'ı gönderdi... Hz. Şuayb, onları; Allah'ın birliğine davet ediyor, hayatlarınm bu şekilde sürdürdükleri takdirde başlarına gele­cek olan) ilahi azabı onlara hatırlatıyor, ölçü ve tartıda eksik ölçüp tartmalarını yasaklıyor, bozgunculuğu bırakıp ıslah edici olmalarını emrediyordu. Fakat onların az bir kısmı, Hz. Şuayb'a iman etti. Çoğu ise ona iman etmedi. Bu inkarcılar, sapıklık ve inkarcılıkta çok ileri gittiler. Yolların üzerine otu­ruyor, Hz. Şuayb'a gelen insanları dinlerinden çevirmek için gözetliyorlar, ona iman etmeye gelenlere engel oluyorlar ve ona iman edenlerin çeşitli tehditlerle gözlerini korkutuyorlar­dı... Yüce Allah bu konuyu şöyle anlatmaktadır:

"Tehdit ederek, inananları Allah'ın yolundan alıkoyarak ve o yolun eğriliğini arayarak öyle her yolun başında oturmayın. Düşünün, siz az (bir topluluk) idiniz de Allah sizi çoğalt­tı. Bakın ki, bozguncuların sonu, nasıl olmuştur. [10]

Hz. Şuayb (a.s), davet ve nasihatlerinde ısrar edince, ona karşı düşmanlıklarını açığa vurdular. Sözünü anlamadıklarını ve maksadını bilmediklerini iddia edip eğer himaye edenleri olmasaydı, kendisini öldürecekleri tehdidinde bulundular.

Yüce Allah, bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf görüyoruz. Eğer (seni koruyan) kabilen olmasa, seni mutlaka taşla Öldürürüz.

Ne Sen, bizden üstün değilsiniz.[11]

Daha sonra milletinin yoluna geri dönmedikçe ve kavmi­nin dinine girmedikçe, Hz. Şuayb (a.s)'ı ve kendisine iman edenleri, yurtlarından çıkarmakla ve kovmakla tehdit ettiler. Yüce Allah, A'râf Sûresinde bu konu ile ilgili olarak şöyle bu­yurmaktadır:

"Kavminden ileri gelenler: 'Ey Şuayb I Kesinlikle seni ve seninle beraber inananları, memleketimizden çıkaracağız ya da dinimize geri döneceksiniz' dediler. (Şuayb'da, onlara:) 'istemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak ve ya dinimiz­den döndüreceksiniz)?' dedi. [12]

Hz. Şuayb (a.s)'ın Kıssasından Alınacak İbret:

Ne garip bir kavim ki; kendilerine gönderilen Peygamber, onları; insani üstünlüklere ve güpe gündüz güneş gibi parlak bir insani hayata davet ediyor. Fakat kavmi, ona: "Söyledikle­rinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf görü­yoruz" (Hûd: U/91) diyor.

Bununla birlikte Hz. Şuayb (a.s)'ın daveti, son derece açık ve net olup onları, Allah'tan başkasına ibadet etmemeye çağı­rıyordu. Fakat onlar, Hz. Şuayb ile onunla birlikte iman eden­leri, yurtlarından kovmakla ve çıkarmakla tehdit ediyorlardı. Hz. Şuayb ise, onlara, ölçü ve tartıda eksik ölçüp tartmama işini emrediyordu. Buna karşılık onlar, Hz. Şuayb'ı; en zayıf­ları ve en ahmakları olmakla suçluyor, onun namazıyla ve iba­detiyle eğleniyorlar ve alay ediyorlardı. Yüce Allah bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıkları (putları) bırakmamızı veya mallarımızdan (eksik ya da fazla verme hu­susunda) dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor? Hakikaten sen, yumuşak huylusun ve çok akıllısın (diyerek alay ettiler).[13]

Gerçekten bilgili olan cahillerin, akıllı olan delilerin ve ak­lı kıt kimselerin, kendilerini; ahlaklı olmaya, iffetli olmaya, erdemli olmaya çağıran kimselere karşı alay etmesi, eğlenmesi ve kendilerince üstünlüklerini ortaya koyacak delillere sarıl­maları ne gariptir?! Ne zamandan beri doğruluk, çirkin sayıl­mış?! Ne zaman erdemli olma, insanların kınadığı ayıplardan ders alır olmuş?! İşte batılın ve isyankarlığın mantığı budur! Nitekim Lût kavmi de, kendi peygamberlerine ve ona bağlı müminler hakkında şöyle demişlerdi:

"Kavminin cevabı: 'Onları (Lût'u ve ona iman edenleri), memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmışi' demelerinden başka bir şey olmadı. [14]

Yine Medyen halkının da, Hz. Şuayb (a.s)'a karşı durumu aynı mantık çizgisindeydi:

"Halkının inkar eden ileri gelenleri: 'Eğer Şuayb 'a uyar­sanız, and olsun ki siz kaybedersiniz' dediler.[15]

Medyen Kavminin Helak Edilişi:

Medyen halkının en büyük ahmaklıkları; Hz. Şuayb (a.s)'m, eğer doğru sözlü kimselerden ise, üzerlerine gökten bir parça [16] düşürmesini istemeleri olmuştur... Bunun üzerine onları; "bulutlu bir günün azabı" yakaladı...

Allah (ilkönce) onların üzerine, yedi gün süren bir sıcaklık Musallat etti. Bu saye de suları çekilip yok oldu. Sonra onların üzerine bir hulut gönderdi. Sıcaktan korunmak için bu bulutun gölgesine sığındılar. Nihayet hepsi bu bulutun altında eksiksiz toplanınca, bulundukları yerde büyük bir zelzele oldu.[17] On­ları bir çığlık [18]yakalayıverip onların üzerine gökten ateş yağ­dı. Böylece yanıp yok oldular. Yüce Allah bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"(Sonunda) Şuayb'ı, yalana saydılar da, kendilerini, o gölge (bulutlu) gününün azabı vakalayiverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi.[19]

Hz. Şuayb (a.s), kavminin helak olmasından sonra bir müddet daha yaşayıp sonra öldü.

Bu olay, Hz. Yûsuf un ölümü ile Hz. Mûsâ'nm ortaya çı­kışı arasında meydana gelmişti.

Hz. Şuayb (a.s)'m kavminin helak edilişi ile ilgili olayla­rın; İsrail oğullarının, Mısır'a göç etmelerinden sonra gerçek­leştiği de, olası bir durumdur. Yine de doğruyu en iyi bilen Allah'tır.

Muhammed Ali Sabuni