Hz. Süleyman (aleyhisselâm) - 1.Bölüm

Hz. Süleyman (aleyhisselâm) - 1.Bölüm

Peygamberin kalbiyle Allah arasında hiçbir engel hiçbir perde yoktur. Ne mekân, ne de zaman bir peygamberin Allah’la irtibata geçmesine mani olamaz. Peygamber dua için ellerini açmayagörsün Allah onun duasını ellerini indirmeden kabul eder. Gönül, belli bir duruluğa ulaştığında, Allah’a giden yolu bulmuş sayılır. Böyle bir gönül için yollarda hiçbir engel yoktur. Ne mesafeler ne de zaman Allah’la irtibata engel olabilir.

Davud (aleyhisselâm) vefat edince yerine oğlu Hz. Süleyman geçti. Davud (aleyhisselâm) hem peygamber, hem de hükümdardı. Süleyman (aleyhisselâm) da öyle. Süleyman (aleyhisselâm) bir gün secdeye kapanıp şöyle dua etti:

- Allahım! Bana, hiç kimseye nasip olmayacak bir sultanlık ver.

Süleyman (aleyhisselâm) öyle bir hükümdarlık ve sultanlık istiyordu ki, Allah onun benzerini Kıyamet’e kadar kendisinden başka hiç kimseye vermesin. Allah, onun duasını kabul ederek uçsuz bucaksız bir devlet kurmasını sağladı.

Peygamberlik makamı, varlıklar arasında en üstün makam. Peygamberler arasında da derece farkı var. Onların en büyükleri ulu’l-azm diye isimlendirilir. O büyük peygamberler; Tufan Peygamberi Hz. Nuh (aleyhisselâm), Cenâb-ı Hakk’ın, kendisine Allah’ın dostu mânâsına “Halilullah” dediği Hz. İbrahim (aleyhisselâm),  ölüleri Allah’ın izniyle dirilttiğinden “Ruhullah” dediği Hz. İsa (aleyhisselâm), Allah’la konuştuğundan “Kelîmullah” dediği Hz. Musa (aleyhisselâm), Allah’ın sevgilisi mânâsına “Habibullah” dediği Peygamberimiz Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’dir.

Peygamberler arasındaki derece farkının yanı sıra her birine verilen mûcize de farklı. Peygamberin mûcizesi bazen dev bir tufan olur... Hz. Nuh’ta olduğu gibi. Bazen tesiri sonsuza kadar sürebilecek bir kitap olur... Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) indirilen Kur’ân-ı Kerim gibi.

Peygamberler arasındaki bu farklılıklara rağmen hepsinin de peygamberliğine inanmak Müslüman olmamızın bir şartıdır. Allah’ın çok sevdiği o peygamberleri bizim de çok sevmemiz gerekir.

Süleyman (aleyhisselâm) Hz. Davud’a varis olmuş, Allah’tan kendisine eşsiz bir hükümdarlık vermesini istemiş, Allah da onun duasını kabul etmişti. Hz. Süleyman, böyle bir saltanatı dünyaya düşkünlük veya makama olan tutkusundan dolayı istememişti. Kesinlikle böyle bir niyeti yoktu. Olması da düşünülemezdi. Çünkü o, bir peygamberdi ve hiçbir peygamberin içinde bu tür kötü duyguların bulunması mümkün değildi.

Süleyman (aleyhisselâm) böyle bir güç ve hükümdarlığı yeryüzünde karanlık güçlerle savaşmak, Allah’a kulluğu dünyanın her tarafına yaymak, yer ve göğü O’nun nuruyla doldurmak için istemişti. Süleyman (aleyhisselâm) babasından üç şeyi; sultanlık, peygamberlik ve hikmeti devralmıştı. İnsanlar arasında “Bilge Süleyman” lâkabıyla meşhur olmuştu. Böyle yüce bir insanın başka şekilde düşünmesi de imkânsızdı.

O, insanlar arasında adaletle hükmediyor, onlara şefkat ve merhametle muamele ediyor, problemlerini hikmetle çözüyordu. Hz. Süleyman’ın bilgeliği yalnızca insan türünü kapsamıyordu. İnsanın dışındaki kuşlar ve diğer hayvanları da içine alıyordu. Davud (aleyhisselâm) kuşların dilini anlamasına karşılık, Süleyman (aleyhisselâm) onlarla konuşuyor, onları değişik görevlerde kullanıyordu.

Davud (aleyhisselâm), Allah'ı tesbih ettiğinde dağlar, kuşlar ve vahşi hayvanlar da onunla birlikte tesbih ederdi. Rüzgâr bile onun sesini duyduğunda durup dinlerdi. Hâlbuki Hz. Süleyman vahşi hayvanlara istediği gibi emirler veriyor, rüzgârları hizmetinde kullanıyordu. Onun saltanatı o kadar genişlemişti ki, yalnızca insanları değil, hayvanları ve diğer tabiat güçlerini de kuşatmıştı.

Nevzat Savaş