Hz. Süleyman (aleyhisselâm) - 2.Bölüm

Hz. Süleyman (aleyhisselâm) - 2.Bölüm

Süleyman (aleyhisselâm) bilgeliği henüz genç bir delikanlıyken ortaya çıkmıştı. Bir gün iki kadın huzuruna girdi. Ellerinde bir bebek vardı. Her ikisi de bebeğin kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Hz. Süleyman, kadınlardan birinin gerçek anne, diğerinin ise yalancı anne olduğunu biliyordu. Düşündü ve gerçeği bulmanın tek yolunun annelerin yüreğini sınamaktan geçtiğine kanaat getirdi. Onlara şöyle bir öneride bulundu:

- Her ikiniz de bebeğin annesi olduğunuzu söylüyorsunuz. Öyleyse tek çözüm var. Bebeği iki eşit parçaya bölelim ve her birinize bir parçasını verelim...

Bunu duyan gerçek anne derhal çığlık attı:

- Ne olur yapmayın, onu bölerseniz ölür. Ben razıyım, bebeği ona verin.

Bu samimi sözleri duyan Süleyman (aleyhisselâm) bebeği gerçek anneye verdi ve şöyle dedi:

- Gerçek anne bu kadındır. Gerçek anne bebeğine hiçbir zararın dokunmasını istemez.

Yıllar geçtikçe Süleyman (aleyhisselâm) gelişti. Allah da onun hem ilim ve bilgeliğini hem de ülkesinin sınırlarını genişletti. Onun duasını kabul etmişti ve kendisinden sonra hiçbir peygamber ya da krala böylesi bir saltanatı nasip etmemişti. Cenâbı-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de Süleyman’dan (aleyhisselâm) bahsederken şöyle buyurur:

“Şüphesiz ki biz Davud ve Süleyman’a ilim verdik. Bu nimetimize karşılık onlar şöyle dediler: Bizi birçok mü’min kulu arasından seçerek bin bir türlü nimete mazhar kılan Allah’ımıza şükürler olsun. Davud vefat ettikten sonra Süleyman onun mirasını taşıma misyonunu yüklendi. İnsanların karşısına çıkarak şöyle hitap etti: Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi. Bunun yanısıra bize her şey verildi. Kuşkusuz bütün bunlar Allah’ın cömertlik denizinden ihsanlardır.”

Hz. Süleyman, bir karıncanın diğer bir karıncaya fısıltıyla söylediği sözleri işitebiliyordu. Üstelik o, karıncaya emir de verebiliyor, o da emri çarçabuk yerine getiriyordu.

Süleyman’ın (aleyhisselâm) ordusu, dünyanın en hayret verici ordusuydu. İnsanlık onun ordusu gibi bin bir türlü varlıktan meydana gelen bir ordu görmedi, görmeyecek de. Biz orduyu insanların oluşturduğunu biliriz. Hâlbuki Süleyman’ın (aleyhisselâm) ordusu karşı konulması imkânsız bir karışımdan oluşuyordu. Ordusunda insanlardan başka, cinler, kuşlar ve diğer hayvanlar da vardı.

Biz cinlerin Allah tarafından yaratılan varlıklar olduklarını biliyoruz. Bu varlıkların insanlar tarafından görülmesi imkânsızdır. Fakat Allah, Hz. Süleyman'a cinleri görme ve kendi hizmetinde çalıştırma gücü vermişti. Cinleri emri altına alıyor, ordusunda asker olarak kullanıyor, savaş zamanlarında onları cepheye sürüyor, barış zamanlarında da şehirlerin kurulmasında işçi olarak çalıştırıyordu. Cinler görünmez varlıklar olduğuna göre siz görünmez askerlerden meydana gelen bir ordunun ne denli ürpertici olabileceğini hayal edebilirsiniz sanırım. Böyle bir orduyla savaşmak ne mümkün!

Kuşlar da Hz. Süleyman’ın askerleriydi. Onlar modern ordularda istihbarat örgütlerinin yaptığı işi yapıyorlardı. Savaş sırasında istihbaratın en önemli görevlerden biri olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Ancak bu sayede düşmanın plânları, sayısı ve silâh kapasitesi öğrenilebilir. İşte Hz. Süleyman’ın ordusunda bu misyonu kuşlar yerine getiriyordu. Savaş esnasında düşman cephesine uçuyor, Hz. Süleyman’a onlarla ilgili en detaylı bilgileri getiriyorlardı.

Cin ve kuşların yanı sıra Allah, rüzgârları da Süleyman’ın (aleyhisselâm) emrine verdi. Rüzgârları istediği gibi kullanabiliyor, hattâ askerleriyle birlikte rüzgâra binip uçabiliyorlardı. Çağımızda rüzgârdan faydalanılarak uçaklar uçuruluyor. Hâlbuki Allah, Süleyman’a (aleyhisselâm) o dönemde rüzgârı kullanma güç ve tekniğini öğretmişti. Bu sayede Hz. Süleyman’ın ordusundaki askerler hiçbir insanın havada uçmayı hayal bile edemediği bir dönemde havadan hedeflerini vuruyorlardı.

Ordusunda cin ve kuşları asker olarak kullanmanın yanında Allah, Hz. Süleyman’a hiçbir peygamberine vermediği bir güç vermiştir. O da şeytanlara hükmetme gücü. Böyle bir güç aslında hiçbir insana müyesser olmamıştır, olamaz da. İyi cinler bile şeytanları kontrolleri altında tutamazlar. Fakat Cenâb-ı Hak Hz. Süleyman’a şeytanlara hükmetme, onları değişik işlerde çalıştırma, isyan ettiklerinde de zincire vurup cezalandırma güç ve bilgisini öğretmişti.

Süleyman’a (aleyhisselâm) verilen bu nimetler, daha fazla ibadet etmesine vesile oluyordu. Mukaddes Kitabımız Kur’ân-ı Kerim, Süleyman’ı (aleyhisselâm) şöyle anlatır: “Davud’a Süleyman’ı verdik. O ne güzel bir kuldu. Her zaman, her söz ve davranışıyla Allah’a yönelirdi.” Kur’ân-ı Kerim, Süleyman’ı (aleyhisselâm) “evvab” kelimesiyle ifade ediyor ki, namazları, oruçları, tesbihleri, gözyaşları, istiğfar ve sevgisiyle sürekli Allah’ın kapısını çalıp duran, devamlı surette Allah’a yönelen insan demektir.

Nevzat Savaş