Peygamberlerin görevleri nedir?

Peygamberlerin görevleri nedir?

Peygamberlerin görevi, tek cümle ile, insanları Allah'ın yo­luna çağırmak suretiyle, onları küfrün karanlığından kurtarıp İslâm'ın aydınlığına çıkarmaktır. Onların bu görevini, yürüttük­leri faaliyetin alanları bakımından altı madde hâlinde ele almak mümkündür: [1]

1. İnsanları Sâdece Allah'a Kulluğa Çağırmak

Peygamberlerin temel görevi, insanları sâdece Allah'a kul­luğa çağırmak ve onları kendiliklerinden uydurdukları sahte ilâhlara tapmaktan uzaklaştırmaktır. Toplumları, her türlü sa­pıklıklardan, ahlâksızlık ve kokuşmuşluklardan temizlemektir. Peygamberlerin bu vazifesi, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle açıklanmış­tır:

"Ey Muhammedi Biz, senden önce hiç bir peygamber gön­dermedik ki, ona, 'Ben'den başka hiç bir ilâh yoktur, o halde sâ­dece bana ibâdet edin!' diye uahyetmiş olmayalım."[2]

"Şüphesiz ki, her ümmete, 'yalnız Allah'a kulluk edin, her azdıncıdan kaçının,' diyen bir peygamber gönderdik.[3]

Bu konuyu, az sonra peygamberlerin davetinin özellikleri başlığı altında biraz daha geniş bir çerçevede ele alacağız. [4]

2. Allah'ın Emirlerini İnsanlara Tebliğ Etmek

Allah'ın insanlara büyük bir ihsanı olan peygamberler, in­sanların hidâyet ve kurtuluş rehberleridirler. Onlar, Allah'ın e-mirlerini insanlara tebliğ etmişler, bu sayede ümmetlerini, put­perestlik ve her çeşit şirkin pençesinden kurtararak hidâyete ulaştırmışlardır:

"O peygamberler, Allah'ın emirlerini insanlara tebliğ ederler; sâdece Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka hiç bir kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak Allah yeter. [5]

"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, Allah'ın elçiliği görevini yerine getirmemiş olur­sun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz ki Allah, kâfirler top­luluğunu hidâyete erdirmez.[6] 

3. İnsanları Karanlıktan Aydınlığa Çıkarmak

Peygamberlerin tamamı, insanları Allah'ın gönderdiği ortak adı İslâm olan Sırât-ı Müstakîm'e çağırmışlar, kendilerine ina­nanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmışlardır. Bu gerçek, bâzı âyetlerde şöyle ifade edilmiştir:

"Peygamberleri, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yap­tık. Onlara hayırlı işler yapmayı, namazı dosdoğru kılmayı ve ze­kât vermeyi vahyettik. Onlar ancak Biz'e ibâdet eden kimseler-di.[7]

"Şüphesiz Musa'yı mucizelerimizle gönderdik. Ona şöyle dedik: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar; onlara Allah'ın (geçmiş kavimlerin başlarına gelen) hâdiseli günlerini hatırlat. Şüphesiz ki, bunda her sabredip şükreden için nice ibretler var­dır.[8]

"Ey Muhammedi Biz, seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı ola­rak gönderdik. Ve izniyle, Allah'a dâvetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik. "[9]

İnananların dostu Allah, inkâr edenlerin dostları ise şeytan ve yandaşlarıdır. Yüce Allah, bu dostlarını elçileri olan peygam­berleri vasıtasıyla karanlıktan aydınlığa çağırmıştır:

"Allah, inanç sahiplerinin dostudur, onlan koyu karanlıklar­dan aydınlığa çıkarır. Hakikati inkâr eden kâfirlerin dostları ise onları aydınlıktan çıkarıp zifiri karanlığa iten şeytânı güçlerdir, içinde yaşayıp kalmak üzere ateşe mahkum olanlar, işte bunlar­dır.[10]      

4.  İnsanlara Örnek Olmak

Bütün insanlar tarafından örnek alınması gereken Pey­gamberler, iman edenler için uyulması mecburî olan en güzel örneklerdir. Kurtuluşa ermek, onları örnek alıp, onlar gibi inan­maya ve onlar gibi yaşamaya bağlıdır. Yüce Allah insanlara, her hususta peygamberlere uymayı emretmiştir. Çünkü onlar, inanç ve yaşayış bakımından, en mükemmel insanlardır. Allah, bütün insanlar için hidâyet rehberi olarak seçtiği peygamberleri her türlü çirkinliklerden korumuştur:

"Andolsun, Allah'ın Rasülü'nde, sizin için, Allah'ı ve âhireti arzulayan ve Allah'ı çok anan kimseler için, uyulacak en güzel bir örnek vardır. [11]

"İşte bu peygamberler, Allah'ın hidâyete erdirdiği kimseler­dir. Sen de, onların doğru yoluna tâbi ol."[12]   

5. İnsanlar Arasında Adaleti Tesis Etmek

Zulüm ve haksızlıkların yayılması, insanlığın felâketine yol açan bir durumdur. Yeryüzünde zulüm,, genellikle toplumdaki hâkim sınıfın bozulmasıyla yaygınlaşmış, adaletin bütünüyle ortadan kalkması ve zulmün şiddetlenmesi ise toplumların so­nunu getirmiştir. İnsanlık tarihi, bu yüzden uğranılan ilâhî ce­zaya pek çok kere şahit olmuştur. Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Ke-rim'inde, bu tehlikeye şöyle işaret etmektedir:

"Bir toplumu helak etmeyi istediğimiz zaman, o toplumun lüks ve refaha gömülmüş seçkinlerine son uyarılarımızı yaparız ve eğer onlar buna rağmen günahkârca yaşamaya devam eder­lerse, azap hükmü artık o toplum için kaçınılmaz olur ve biz de onu darmadağın ederiz. Nuh'tan bu yana, biz, böyle nice toplum­ları yok ettik! Çünkü kullarının günahlarını bütünüyle görüp ha­berdar olmakta rabbin gibisi yoktur."[13]

Toplumların felâketini beraberinde getiren zulüm ve hak­sızlıkların giderilmesi, toplumda adaletin sağlanması ve bu sa­yede fakir ve zayıfların haklarının korunmasıyla mümkün olur. Azgın günahkarların ve zâlim idarecilerin vereceği zararlar, an­cak âdil bir idarenin kurulmasıyla giderilebilir. Gerçekten âdil bir idare ise sâdece peygamberler ve onları örnek alan mü'min yöneticiler tarafından kurulabilir. Çünkü gerçek sosyal adalet, ancak Allah'ın peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği kurallarla tesis edilebilir. Kur'ân-ı Kerim, bu gerçeği şöyle açıklar:

"Şüphesiz her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberle­ri onlara geldiğinde aralarında mutlaka adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez. "[14]

"Doğrusu, daha önce de peygamberlerimizi, bu hakikatin bütün delilleri ile gönderdik. Ve, onlar vasıtasıyla kitabı indirdik ve böylece doğru ile eğriyi tartabilmeniz için size bir terazi verdik ki, insanlar adaletle davranabilsinler. "[15]

Bu âyetlerden anlaşıldığı gibi, peygamberlerin en Önemli görevlerinden biri, ırk, mevki ve asalet durumlarına bakılmaksı­zın insanları eşit kabul eden ve onlara eşit davranan âdil bir idarenin kurulmasıdır. Yüce Allah, sâlih kulların iktidara gelme­si durumunda tesis edecekleri bu düzen hakkında şöyle buyur­muştur:

"(O yardıma lâyık olanlar ki), onları yeryüzünde iktidara ge-tirsek dahi, namazlarım dosdoğru kılmaya devam ederler, arın­mak için verilmesi gereken zekâtlarını verirler, iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Ama yine de işlerin sonucu Allah'a kalmıştir.»[16]

Peygamberler ve onları örnek alan idareciler, toplumda a-dâletin tesisi için çalışmışlardır. Kişisel ve sosyal hayatı, kendilerini ve yakınlarını kayıran veya durumlarına göre insanları sınıf­lara ayıran kanunlarla değil, insanlar arasında adaleti emreden Allah'ın gönderdiği kaide ve kurallarla düzenlemişlerdir. Sonun­da Allah'ın dinini hakim kılarak adaleti sağlamışlar, yeryüzünde huzur ve mutluluğu temin eden âdil ve faziletli bir düzen kurup zulüm ve kötülükleri ortadan kaldırmışlardır. Bu mutlu sonuca ulaşmalarında, Allah'ın yardımı onlarla birlikte olmuştur. Bu ilâhî yardım, Allah'ın dinine sahip çıkanlar için Kıyamete kadar devam edecektir. Kur'ân-ı Kerim, bu hakikati şöyle dile getirir:

"Allah, içinizden iman edip sâlih amel işleyenlere, kendile­rinden önceki sâlih kimseleri iş başına getirip egemen kıldığı gibi, onlan da mutlaka yeryüzünde hâkim kılacağına ve kendileri için seçip razı olduğu dinlerini kuvvetle kökleştireceğine ve çektikleri korkularından sonra onları mutlaka güvenli bir duruma kavuştu­racağına kesin bir vaadde bulunmuştur. Çünkü onlar, yalnız bana ibadet ederler ve hiç bir şeyi bana ortak koşmazlar. Artık bundan sonra, kim inkâr ederse, işte onlar/âşıkların tâ kendileridir. "[17]

"Gerçek şu ki, hakikati inkâr edenler her zaman şöyle der­ler: 'Eğer atalarımızdan bu yönde bir gelenek devralmış olsaydık, kesinlikle Allah'ın hâlis kullan olurduk!' Ama, ilâhî kitap gelince de onu inkâr ettiler; ancak onlar yakında reddettikleri şeyin ne olduğunu bileceklerdir. Şüphesiz ki, bizim, peygamber olarak gönderdiğimiz kullarımıza çok önceden verilmiş bir sözümüz var­dır: Kendilerine mutlaka yardım edilecektir ve sonunda galip gele­cek olan mutlaka bizim ordumuz olacaktır.[18]

"Ey iman edenler! Eğer siz, Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar."[19]

Allah'ın yardımına hak kazanan böyle bir toplumda her yetkili, âdil davranmak, Allah'ın hakkını bütün hakların önüne alarak yakınlarının aleyhine de olsa doğruyu söylemek duru­mundadır:

"Ey iman edenler! Şahsınızın, ana-babanızın ve akrabaları­nızın aleyhine de olsa, Allah rızası için doğru şahitlik yaparak adalet üzere olun. O kişi zengin de olsa, fakir de olsa, Allah'ın hakkı onların her birinin hakkının önüne geçer. Öyleyse, kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki, adaletten uzaklaşmayası-nız. Çünkü, eğer hakikati çarpıtırsanız, bilin ki, Allah, bütün yap­tıklarınızdan haberdardır.[20]  

6. İnsanları Ahirete İmana Çağırmak

Peygamberler, vahiy yoluyla aldıkları gaybî bilgiler saye­sinde ölüm sonrası hayatı anlatarak, insanları, geçici dünya ha­yatına aldanmaktan kurtulup akıl yoluyla bilinmesi mümkün olmayan bu asıl hayata hazırlık yapmaya çağırmışlardır:

"Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden, size âyetlerimi okuyan ve sizi bu hesap gününüze kavuşacağınız hususunda uyaran . peygamberler gelmedi mi? Onlar, kendi aleyhimize şahidiz, derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendi nefisleri aleyhine kâfir olduk­larına dâir şahitlik ettiler. Bu böyledir. Çünkü rabbin, bir ülkeyi, halkı habersiz iken haksız yere helak edici değildir."[21]

Peygamberler, Ahiret yurdunu anlatarak, insanların gayre­tini, fânî dünyadan asıl ve sonsuz hayata çevirmeye çalışmışlar­dır:

"Bu dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değil­dir. Şüphesiz asıl hayat, Ahiret yurdundadır. Keşke bilselerdi!'[22]

"Bilin ki, dünya hayatı sâdece bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme vesilesi, mal ve evlatların çoğalmasından ibarettir. Bu bir yağmura benzer ki, bitirdiği bitki, çiftçilerin hoşu­na gider, sonra o bitki kurumaya yüz tutar, bir de bakarsın ki, sapsarı kesilmiş, daha sonra da çer çöp haline gelir. Ahirette ise ya şiddetli bir azap yahut Allah'ın bağışlaması ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.[23]    

Kaynak: Peygamberler Tarihi (Prof. Dr. İsmail Yiğit)