Resulullah (s.a.v.)'in Güzel Şemaili

Resulullah (s.a.v.)'in Güzel Şemaili

İzzetli ve yüce bir hayata koşan milletlerin görevlerinden birisi de; -milletin anısını uzun zaman devam ettiren, kadr-ü kıymetini yükselten ve saygısını diğer milletlere karşı artıran-büyük kimseleri, komutanları ve liderleri insanlara tanıtması ve onları şerefli ve değerli bir mevkiye oturtması olduğuna göre bu yüce peygamberin şemailini bilmek her müslüman için değil de her akıllı insan için geçerli bir görevdir. Çünkü bu Peygamber; insanları hidayete ileten güvenilir, merhametli ve hidayete erdirici, Yüce Allah'ın onunla insanlığı şereflendirdi­ği aydınlatıcı bir kandil, sapıklık içerisine doğru yürüyen ve delâlet ile cehennem çukurunun içine düşmeye az kalmış in­sanlığın kendisiyle merhamet edildiği bir peygamberdir.

Yüce Allah, insanlara, peygamberlerin efendisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'i göndermekle büyük bir lütufta bulundu­ğuna göre; Yüce Allah'ın, hem Arap milletini ve hem de diğer milletleri şereflendirme ve değer verme bakımından kendileri­nin içinden Resulullah (s.a.v.)'i Peygamber olarak göndermesi ise Allah'ın, Araplara olan en büyük ve en yüce bir lütfudur. Çünkü Yüce Allah, bu peygamberle, onları; cehalet uykusun­dan uyandırmış, içine düştükleri sapıklık çukurundan kurtar­mış, bir ağırlığı ve kadr-ü kıymeti olmayan ölüm hallerinden diriltmiştir. Ayrıca onlara, bu peygamberi göndermekle oluşan bereketi sebebiyle onları en hayırlı millet ve yine bu peygam­berle onları yeryüzündeki nur ve aydınlık meşalesi yapmıştır.

Hz. İsa (a.s)'ın mucizesi, ölüleri diriltme şeklindeydi. Resulullah (s.a.v.)'in mucizesi ise, dünyanın dört bir tarafında liderlik koltuğuna oturması için yokluktan yeni bir ümmet çı­kartması şeklindedir. Nitekim bu düşünce, şairlerin liderlerinin şu sözünde de en güzel şekilde şöyle ifade edilmektedir:

"(Ey Muhammed!) Kardeşin İsa Peygamber, (Kabirde yatmakta olan) bir ölüyü kendine çağırdığında o ölü (Allah tarafından) ayağa kalkmaktaydı. Sen ise yokluktan bir ümmeti dirilttin"

İşte bunu, Kur'ân-ı Kerîm, bize, kainatın efendisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'în Peygamber olarak gönderilmesinden bahsettiğinde şöyle anlatmıştır:

"Ümmiler (Araplar) 'in kendi içerisinden yine kendilerine (Allah'ın) ayetlerini okuyan, onları (çirkin pisliklerinden, cahiliyyenin kirliliklerinden,  ahlakın kötülüklerinden) arıtan onlara kitabı (Kur'an'ı) ve hikmeti (peygamberliği) öğreten bir Peygamber gönderen odur. Gerçektende onlar (Araplar) daha öncekileri (Muhammed'in Peygamber olarak gönderil­mesinden önce) apaçık bir sapıklık (küfür ve bilgisizlik) içerisindeydiler."[48]

Evet! Allah'a yemin ederim ki, (ayette de görüldüğü üze­re) atamız Araplar[49] apaçık bir sapıklık, küfür ve hüsran içeri­sindeydiler. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Peygamber ola­rak gönderilmesinden Önce Araplar, bilgisiz ve küfür içerisin­de bulunduklarından dolayı, onlardan birisi, bir taş alır ve onu eliyle yontar, daha sonrada onu çeşitli şekillere girdirir, sonra­da onun için rüku eder ve secdeye kapanır; yaratan için yara­tılmışa ibadet eder, nzık ile şifayı elde etmek için ve kötülük ile musibeti kendisinden uzaklaştırmak için kendisine boyun eğen varlığı Rabb edinir!!

Nitekim Yüce Allah, sapıklık ve küfür içerisinde bulunan insanların bu durumunu şöyle güzel bir şekilde ifade etmekte­dir:

"Allah'tan başka taptıklarınız (ilahların, putların vb. şey­lerin) hepsi biraya gelseler, (şunu-bunu bırakın) bir sinek dahi yaratamazlar. Üstelik (Allah 'in yarattığı) bir sinek onlardan bir şey kapsa, (kaptırdıkları şeyi) sinekten kurtaramazlar. Çünkü isteyende aciz ve istenen de aciz-"[50]

Bundan daha garibi ise; bir insanın, kendisi için hurmadan veya hamurdan bir ilah edinip sonrada acıktığı zaman onu ye­mesi olayıdır!! Üstelik bununla yetinmeyip -zahmetlerle ve zorluklarla yetiştirilip de- işlediği bir günahı veya yaptığı bir suçu olmadığı halde sadece kız olduğu için diri diri toprağın altına gömmeye koşan insandan daha büyük akılsız ve daha büyük cahil kim var? Çünkü bu kimse, sapıklık ve cehalet içe­risinde olduğundan dolayı erkek çocuklarına değer vermekte ve kız çocuklarına kötü davranmaktadır. Nitekim Yüce Allah, cahil Arapların bu durumunu şöyle anlatmaktadır:

"Diri diri toprağa gömülen kıza: 'Hangi günahı yüzünden Öldürüldü?' diye sorulduğu zaman" (Tekvîr: S1/8-9) yani kız çocuğu, ne günah işledi ve suç işledi ki onu diri diri toprağın altına gömüyorsun?' demektir.

Hanımları, kız çocuğu doğurduğundan dolayı bunu uğur­suzluk ve kötülük sayan atalarımız Arapların hayatmdanki bo­zuk itikadı gösteren şu ayetler de gayet çarpıcı

"O (cahiliyyet döneminde yaşayan Araplardan) birine, kız çocuğu olduğu müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir ve kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. (Şimdi) o doğan kız çocuğunu, ha-karete (uğramış bir şekilde evinde) tutsun? Yoksa onu toprağa mı gömsün?.."[51]

Yani bu kız çocuğu, yaşaması için hayata bırakıp böyle yaptığından dolayı kavminden çekindiği için zillet ve horluk kendisine mi gelsin?

"Yoksa (bu kız çocuğunu diri diri) toprağa mı gömsün? Bak! Ne de kötü hüküm veriyorlar!" (Nahl: 16/59)

Muhammed Ali Sabuni