Sâbiîlerin İnanç ve İbâdetleri

Sâbiîlerin İnanç ve İbâdetleri

1) Allah İnançları:
 

Sâbiîler, ezelî ve ebedî olan bir Allah’ın varlığına inanmakla birlikte O’nun şânına yakışmayan bazı şeyleri de kendisine izâfe etmişlerdir. Meselâ sâbiî inancına göre Cenâb-ı Allah Hz. Âdem’i kendi sûretinde yaratmıştır. Tanrı, yıldızlarının ruhudur. Sâbiîler, yıldızların adına yeryüzünde yaptıkları heykelleri de Rab’leri olarak kabul ederler ve dünyanın yaratıcısına ulaşmayı imkânsız sayarlar. Onlara göre insanlar bu yaratıcıya ruhanîlerin heykelleri ile yaklaşabilirler.

Görüldüğü gibi sâbiîler bir taraftan ezelî ve ebedî olan bir Allah'a inanırlarken, diğer taraftan O’nun hakkında putperest bir düşünce taşımaktadırlar. Onlar Allah’ı mutlaka görülmesi gereken bir varlık olarak algılamışlar ve bundan dolayı O’nun adına yeryüzünde heykeller dikmişlerdir. Zamanla gerçek Allah’ı unutan sâbiîler, heykellere tapınmağa başlamışlardır. [1]

2) Peygamber İnançları:

 

Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hermes=Hz. İdris, “Azimûn=Hz. Şit ve Hz. Yahya gibi zevâtı peygamber olarak kabul etmektedirler. Buradan da anlaşılıyor ki sâbiîlik, aslen ilâhî kaynaklı bir din olmasına rağmen, bu sayılan isimlerin dışında hiçbir peygambere inanmadıklarından dolayı, peygamber inançlarının da tevhidî anlayışla ilgisi yoktur. Ayrıca onlar, peygamberlerin diğer insanlar gibi yiyip içtikleri için kendilerine itaat etmeyi gereksiz bulurlar.

Günümüzde öne çıkan yönleri, yıldızları ve gezegenleri kutsal saymaları ve onlara tapmalarıdır.   Gök cisimlerine,  onlar  adına  dikilmiş  putlara,  heykellere  adaklar  ve  kurbanlar sunarlar. Kurban sunma törenini kâhinleri ve büyücüleri yönetir. Bunun sonucunda kâhinlerin, ilâhî makama yakınlaşmayı ve sorulan soruların cevabını bulmayı gerektiren bir bilgiye ulaşacaklarını umarlar. [1]

3) Kutsal Kitapları:
 

Sâbiîlerin kutsal kitapları hususunda da farklı görüşler vardır. Bazı araştırmacılar onların Zebur okuduklarını ifade etmektedirler. Bununla beraber, en önemli kutsal kitapları el-Kenza’dır. Ellerinde bulunan bu kitaplarını, Hz. Âdem’e dayandırmaktadırlar. Ancak, sâbiîlerin ellerindeki kutsal kitaplar matbû/basılı değildir; hepsi de elle yazılmıştır. Üstelik bu kitapları yazmak ve okumak işini  de  sadece  sâbiîlerin  kâhinleri  üstlenmektedir.  Bu kitaplar, sadece sâbiî âdet ve gelenekleri ile bazı dinî törenlerinden bahsetmektedir. Ellerindeki kitapların vahy ürünü olduklarını söyleyemeyiz. Tamamen sâbiîlerin âdetlerini işleyen bu kitaplar, bugün yahûdilerin Tevrat’a şerh olarak yazdıkları Talmut ve Protokollara benzetilebilir. Zaten bu kitaplar, evrensel bir mesaj olmayıp, bölgesel ve hatta yöresel diyebileceğimiz ve sâbiîlere ait bazı âdetleri ve davranış biçimlerini düzenleyen prensiplerden öte bir şey değildir.  Sâbiîler kendi kitaplarını başkalarına göstermezler ve böyle bir işi yapmayı haram kabul ederler. [1]

4) Melek İnançları:
 

Sâbiîler, melekleri tertemiz varlıklar olarak görürler. Onların inançlarına göre bir insan ne kadar temiz ve dindar olursa olsun, meleklerin seviyesine çıkamaz. Melekler hakkındaki bu görüşleri, onların melekleri ilâhlaştırmasından kaynaklanmış olabilir. İslâm’da ise, bir insan eğer iman edip güzel ameller yaparsa meleklerden bile üstün olabilir. Sâbiî inancına göre arzın yaratılışı tamamlandıktan sonra nur âleminden melekler indirilmiştir. Bunlar, diğer âlemler ile irtibat kurarlar. [1]

5) Ölüm ve Ötesi ile İlgili İnanışları:
 

Sâbiîler ölümün fenâ bulmak için bir intikal olduğuna inanırlar. Onlara göre ruh bu âlemden çıktıktan sonra başka bir âlem olan nur âlemine ulaşır. Eğer ruh temiz ise ebedî olarak bu nimet âleminde kalır. Eğer ruh kötü ise azaba uğrar. [1]    

6) İbâdetleri:

Sâbiîlerin üç vakit farz namazları vardır: İlki, güneş doğarken kılınır ve sekiz rekâttır. İkincisi, güneşin göğü yarılamasından sonra kılınır ve beş rekâttır. Her rekâtında üç secde vardır. Üçüncüsü, gecenin üçüncü saatinde kılınır. Sâbiîlerin namazlarının kıyam, rukû ve secdesiz olarak, sadece toprak üzerinde oturmaktan ibaret olduğu da ifade edilir. Dolayısıyla biz, farklı sâbiî gruplarından bazılarının yalnız oturmak sûretiyle namaz kıldıklarını söyleyebiliriz. Biri gündüzün ikinci saatinde, biri de gündüzün dokuzuncusu saatinde olmak üzere iki de nâfile namaz kılarlar. Temizlenerek ve abdest alarak namaz kılarlar. Temizlenmek için akar suya dalmak şarttır. Burundan gelen kan ve ecnebî/yabancıya dokunmak abdetsi bozar.

İbadetlerini Süryanice veya Mandeice yaparlar. Cenâbet oldukları zaman gusül abdesti alırlar. Sünnet olmazlar; böyle bir emir almadıklarını iddia ederler. Evlilik ve hadlerle ilgili yasalarının büyük çoğunluğu müslümanların bu alanlardaki hükümlerine benzer. Ölülere dokunmayı necâsete bulaşmak olarak değerlendirme gibi uygulamaları da, Tevrat’taki açıklamaları andırmaktadır. [1]  

7) Oruçları:
Harran sâbiîlerinin 30 gün oruç tuttukları, bunun yanında Mandeen (Betâyih) sâbiîlerinin ise orucu kendilerine haram kıldıkları bilinmektedir. Onlara göre oruç, Allah’ın helâl kıldığı şeyleri insanın kendisine haram etmesi demektir ki, bu da doğru bir hareket değildir.

Görüldüğü gibi sâbiîlerin bazıları oruç hususunda tamamen materyalist bir düşünceye sahiptir. Namaz konusundaki tavırlarının da vahyî anlayışla benzerliği hemen hemen hiç yoktur. Bu da onların tahrif edilmiş kitaplarından ve dolayısıyla bâtıl inançlarından kaynaklanan bir durumdur.[1]

8) Mandi; Sâbiîlerin Bir Nevî Tapınağı:
 

Maşkna, şkinta ve Bimandia olarak da adlandırılan Sâbiî inancının mâbet olarak tanımlanabilecek klübesine mandi denir. Yönü kuzeye, Kutup yıldızına doğru, penceresiz ve süssüz, tezyinatsız basık bir yapıdan ibaret olan ve güney tarafında bulunan avlu içerisinde akarsudan çekilen arklarla bir vaftiz havuzuna sahip olan Mandi, içerisinde ibadet edilen bir tapınak olmaktan ziyade, ilâhî âlemi temsil eden bir yapı hüviyetindedir. Râhiplerin dışında sıradan cemaatin Mandi’ye girmesi yasaktır; râhipler ise ancak yıllık Mandi’yi takdis ve vaftiz etme törenlerinde buraya girebilirler. [1]

9) Suya Daldırma (Vaftiz) Töreni:
 

Sâbiîlerdeki suya daldırma töreninde suya daldırılan şey, mukaddeslik özelliğini kazanır. Yiyecekler suya daldırıldıktan sonra helâl, çocuklar suya daldırılınca temiz, günahkârlar daldırılınca mağfiret kazanmış olurlar. Sâbiîlerde suya daldırma (vaftiz) dört durumda olmaktadır ki bunları şu şekilde sayabiliriz: Doğum vaftizi, evlenme vaftizi, cünup vaftizi ve cemaatle yapılan vaftiz. Sâbiîler bu âdetlerini büyük bir ihtimalle hıristiyanlardan almışlardır. Bilindiği gibi hıristiyanlıkta da vaftiz olduğu, çocukların kilisede kutsal suya daldırıldığı söz konusudur.[1]

10) Haram Kabul Ettikleri Yiyecekler:
 

Bunların önemli bir kısmı, köpük olur korkusuyla balığı, sürekli hummalıdır diye civcivi, baş ağrısına yol açar, kanı kaynatır, ya da âlemin temel dayanağı olan menîyi yakar diye sarmısağı, zihni kalınlaştırıp bozar diye ve ilk defa insan kafatasında yeşerdiği için baklagilleri kendilerine haram etmişlerdir. [1]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] M. Fatih Kesler, Kur’ân-ı Kerim’de Yahûdiler ve Hıristiyanlar, Ahmed Kalkan, Kur’an-ı Kerim Kavram Tefsiri.