Safinatü’l-Ciyad الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ

Kur’an’daki kıssalardan bir tanesi de, Sad Sûresi’nin 31. 32. 33. ayetlerinde geçen, Süleyman (as)’ın atlarının kıssasıdır. Ayetlerde atların kıssası şu şekilde geçmektedir:

Safinatü’l-Ciyad  الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ
Safinatü’l-Ciyad الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ

اِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُۙ ﴿٣١﴾ فَقَالَ اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِ كْرِ رَبّ۪يۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠ ﴿٣٢﴾ رُدُّوهَا عَلَيَّۜ فَطَفِقَ مَسْحاً بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ ﴿٣٣﴾

 “Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üçayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu. Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.”

            Fahrettin Razi’ye göre, 31. ayette geçen الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُۙ (safinatul ciyad), deyimi ile kast edilen atlardır. Raziye göre ayette geçen bu deyimle atlar, iki sıfatla nitelendirilmişlerdir. Bu sıfatların ilki الصَّافِنَاتُ (safinat)’tır. Safin, ayaklarını bir araya getiren demektir. Nitekim hadiste de, "Biz (ashab), Hz. Peygamber (s.a.s)'in arkasında namaz kıldığımızda, o başını rükûdan kaldırınca, biz "sufûn" olarak, yani ayaklarımızı birleştirmiş olarak kalkardıkdenilmiştir. Ayette geçen atların sıfatlarının ikincisi ise "Ciyâd"dır. Ciyâd, cevâd’ın çoğuludur. Cevad, hızlı koşan manasındadır. Mallarını hızlı bir şekilde vermelerinden dolayı, cömert insanlara da cevad denmesinin sebebi budur. Süleyman (as)’ın kıssasında geçen atlar için kullanılan bu tabir, o atların, dururlarken de, hareket ederlerken de o zamanın şartlarında, bir atın taşıması gereken en mükemmel özellikleri taşıdığının anlaşılması içindir. Yani durduklarında "sâfinât" , hareket ettiklerinde ise, "ciyâd"dırlar. Durduklarında, en güzel bir biçimde sakin olarak dururlar. Hareket ettiklerinde de, hızlıca giderler. Dolayısıyla bazen istersin ona yetişirsin, ama bazen istediğin halde, ona yetişemezsin.[1] Süleyman (as)’ın atları için kullanılan her iki tabir de o atların faziletini göstermektedir.          

            Surede geçen üç ayet dışında, bu atlar hakkında açıklayıcı bir bilgi bulunmamaktadır. Bu üç ayette de, olayların geçtiği mekân ve olayın yaşandığı zaman hakkında bir bilgi yoktur. Kuran’ın bazı kıssaları gibi, olayın başlangıcı, olayın seyri ve sonucu anlatılmamıştır. Durum böyle olunca, gerek atların özellikleri, gerekse de ayette geçen diğer kavramlar hakkında birçok görüş ortaya atılmıştır. Örneğin 31. ayette geçen; “Hani ona bir akşam çalımlı ve cins koşu atları sunulmuştu.” Ayeti için bazı müfessirler “Onlar kanatlı yirmi kısrak idi”[2] demişlerdir. Bir diğer müfessir ise onların, denizden çıkmış kanatlı atlar[3] olduğunu söylemiştir.     

Bunların daha ilginci ise, sonraki iki ayet için yapılan tefsirlerdir. Onlara göre, Süleyman (as), bu atlar yüzünden güneşin battığını fark etmemiş, ikindi namazını kaçırmıştır. O’na Allah’ı hatırlatmaları için sevdiği atlar, O’nu Allah’tan uzaklaştırmışlardır. Süleyman (as) da, bundan dolayı o atların boyunlarını ve bacaklarını kılıçla kesmiş, onları telef etmiştir. Oysaki bu kıssa, Resûlullah’ın, inkâr ve kötülüklerinde ısrar etmeleri halinde putperest müşriklerin başlarına gelecek felâketlerin, dünyada ve ahirette cezalarını göreceklerini bildirdiğinde, alay maksadıyla verdikleri cevaptan sonra inmiştir. Onlar Peygamber Efendimiz (as)’ ile alaylı bir şekilde : "Ey Rabbimiz hesap gününden evvel, bizim amel defterimizi acele ver."[4] Cevap verince, Allah (cc), bu küstahça sözler karşısında son derece üzüldüğü anlaşılan Hz. Peygamber’e sabırlı olması öğütlenmekte, ona teselli olması için Hz. Davud (a.s) ve Hz. Süleyman (a.s) kıssaları örnek olarak verilmiştir. Yani kelamın takdiri, Allah’u Teâlâ'nın, Hz. Peygamber (s.a.v)'e, "Ey Muhammed, onların dediklerine sabret, aldırma ve kulumuz Süleyman'ı da hatırla" şeklinde olur. Allah (cc) bu kıssada üstün ve faziletli işler yapan iki Peygamberinin örneğini Peygamber Efendimiz (sav)’e vermekle, onların Allah'a taat hususunda gösterdikleri sabr-u sebat, şehevi şeylere iltifat etmemelerini Peygamberine örnek olarak vermektedir. Bu örneklik de ancak, Onlar’ın Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmalarıyla mümkün olabilir.[5] Pek çok delil, peygamberlerin "ismet" sahibi (yani masum, günahtan uzak) olduklarına delâlet ettiği halde, Allah’ın bir Peygamberine günah isnat edilmesi anlamına gelen bu görüş ve onu teyit etmek için anlatılan bu hikâyenin doğruluğu, delilden yoksundur.

            Kur’an’da anlatılan tüm kıssalar gibi, bu kıssa da hikmetten hali değildir. Yukarıda da açıklandığı gibi, bu kıssa mücmel bir kıssadır. Mücmel olan bu kıssa Tevrat’ta ise mufassal olarak anlatılmıştır. Tevrat’taki bu ayetler incelendiğinde görülecektir ki, Süleyman (as)’ın atlarının, sanılanın aksine, O’nu Allah’ı zikirden uzaklaştırmadığı, bilakis, Allah yolunda cihad için hazırlanan bu atlara, bu ilahi amaca hizmet etmeleri hasebiyle Hz. Süleyman’ın sevgi beslediği görülecektir. Tevrat, bu atların sayısı ve amacı hakkında bizlere bilgiler vermektedir. “Kral Süleyman savaş arabalarıyla atlarını topladı. Bin dört yüz savaş arabası, on iki bin atı vardı. Bunların bir kısmını savaş arabaları için ayrılan kentlere, bir kısmını da kendi yanına, Yeruşalim'e yerleştirdi.”[6] Tevrat’taki bu ayette Süleyman (as)’ın atlarının savaş için hazırlandıklarını anlıyoruz. Tevrat’taki bu bilgi ışığında "Onları bana getirin" sözünün, “onları getirin’in” beni namazdan alı koydukları için onların boyunlarını ve bacaklarını keseyim anlamına gelmediği görülecektir. Zaten ayette geçen, مَسْحاً بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ  atların, bacaklarının ve boyunlarının meshinin boyunlarını ve ayaklarını kılıçla kesin anlamında başka bir kullanımı yoktur. Buradaki meshi, kılıçla kesmek anlamında ele aldığımızda, maide süresinde abdestin yapılış şeklinin anlatıldığı [7]وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ  ayetini (اَرْجُلِكُمْ esre ile okuduğumuzda) ellerinizi ve ayaklarınızı kesin, olarak anlamak gerekecektir. Bununla beraber ayette, kılıç kelimesi de geçmemektedir.

            Muasır âlimlerden Prof. Vehbe Zuhayli de, bu ayetin tefsiriyle ilgili olarak söylediği şu sözlerle, bunun böyle olmadığın dile getirmiştir: “Buradaki anlam; "İkindi namazını geçirmesine sebebiyet verdikleri için onları kılıçla boğazlayıp kesmeye başladı, Allah Teâlâ’ya yaklaşmak maksadıyla onların bacaklarını kesti ve onları boğazladı ve etlerini tasadduk etti." tarzında değildir. Çünkü böyle bir davranış peygamberlik makamı ile bağdaşmaz, ona lâyık değildir ve bu anlatılanlar, İslâm kaynaklarına sokulmuş İsrailiyyât'tandır.” Zuhayli’ye göre Süleyman (as)’ın atların boyunlarını ve bacaklarını okşaması, onları boğazlaması değil; onları güzel bulması, beğendiği için okşamaya başlaması, onları tımar etmesi, onlara iltifat göstermesi ve eliyle alınlarını mesh etmesidir.[8] Bu sıvazlamadan maksat da şunlardır:

1- Onları şereflendirmek, aziz olduklarını göstermek. Çün­kü onlar düşmanı defetmede en büyük yardımcıdırlar.

2- Hz. Süleyman aynı zamanda şu noktayı da gözler önüne sermek istedi: Si­yaset ve mülk elde etmek hususunda, emirlerin çoğu bizzat bunu yapa­cak kadar alçakgönüllülük gösterir.

3- Hz. Süleyman atların hâlini, hastalıklarını, ayıplarını herkesten daha iyi biliyordu. Onları imtihan etmek, içlerinde hasta­lıklı olanların olup olmadığını kontrol etmek için onları sıvazlardı.[9]

            Süleyman (as)’ın atların güzelliğine, namaz kılmayı unutacak kadar dalması, Kur’an ayetlerine de ters bir durum arz etmektedir. Neml Sûresi’nde Süleyman (as)’a ihsan edilen hükümdarlık hakkında şöyle buyrulmuştur: Süleyman, Davud’a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi. Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.”[10] Bu ayette Süleyman (as)’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen bir orduya, hükmettiğinden söz edilmektedir. Bu ayette dikkat çeken bir cümle de,   وَاُو۫ت۪ينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍۜ  “bize her şey verildi” cümlesidir. Kendisine her şeyin verildiği bir peygamber, nasıl olur da bu atlara tamah edebilir. Neml Sûresi’nin sonraki ayetlerinde, muhteşem ordusuyla bir vadide yol alırken, bir karıncanın "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler" sözünü işiten Hz. Süleyman’ın şu duayı ettiği zikredilir:

وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ ﴿١٩﴾

"Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!" [11] Bu olay, Süleyman (as)’ın atlarının kıssasından çok daha büyük bir olaydır. Ama bu, Onu rabbinden uzaklaştırmamakta bilakis Onu rabbine şükretmeye sevk etmektedir.

            Aynı tevazu ve şükür halini Belkıs’ın tahtını getiren cin olayında da görüyoruz. Süleyman (as), Belkıs’ın tahtının uzak mesafelerden, kısa bir sûrede getirildiğini görünce şöyle diyordu Süleyman (as);

 هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ ﴿٤٠﴾   

"Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir."[12]Süleyman (as)’ın dünya malına ehemmiyet vermediğini, Belkıs’ın elçisinin getirdiği kıymetli hediyeleri kabul etmeyişindeki sözlerinde de görebiliyoruz:

فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ ﴿٣٦﴾

“ (Elçilerin sözcüsü) Süleyman'ın huzuruna gelince, Süleyman ona şöyle dedi: "Siz beni mal ile desteklemek (ve böylece etkilemek) mi istiyorsunuz? Oysa Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha hayırlıdır. Fakat hediyenizle ancak siz sevinirsiniz."[13]

            Tüm bu deliller ışığında anlaşıldı ki, kıssanın geçtiği ayette de geçtiği gibi; Hz. Süleyman’ın, Cenabı Hakk’tan istediği dünya malı veya zenginliği, Süleyman (as)’ın atlara olan sevgisi, onların boyunlarını ve bacaklarını sıvazlaması; Allah’a ulaşmada araç olarak kullanma isteğine matuftur. Bu atlar, Sad Sûresi otuz beşinci ayetinde yer alan; Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver.” duasında kendisine bahşedilen hükümranlığının denizinde bir damladır. Bu atları da onun yolunda cihat için kullanıldıklarından dolayı sevmektedir. Bunun delili de Hz. Süleyman’ın ayette geçen; Gerçekten ben at/mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim” şeklindeki niyazıdır.

            Rabbim bizlere de O’nun yolunda kullanacağımız mal nasib etsin. Sahip oldukları güç, iktidar, makam, mevki ve malla Allah’a asi olanlar olmaktan muhafaza eylesin. Bir dahaki yazımızda buluşuncaya dek, Allah’a emanet olun. Dualarınızda bizleri de unutmayın.

 

[1] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c. 19, s.75.

[2] İbni Kesir, Muhtasar Kur’an-ı Kerim tefsiri, c. 4, s. 2138.

[3] İmam Kurtubi, el-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’an, c. 15, s. 76-78

[4] Sâd, 16

[5] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 19/77-79

[6] Tevrat/ 2.Tarihler1/14.

[7] Maide 6

[8] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, c. 12, s. 200.

[9]Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 19/77-79

[10] Neml 16-17

[11]Neml 19

[12] Neml 20

[13] Neml 36

Mücahit Haksever - İnzar